Parlemento - Zincirli Köprü - Opera Binası

3 adet köprü yan yana sıralanmış durumdadır Tunanın sanki gerdanlığıdır bunlar gece bir başka gözükür,








Parlamento, Zincir Köprü ve Opera...

Bu üç yapı belki de Budapeşte’nin büyüsünü anlamanın en etkili formülü... Londra’daki Parlamento Binası ile aynı mimari özellikleri taşıyan Macar Parlamentosu, New York’taki Brooklyn Köprüsü’nün kardeşi olan Zincir Köprüsü ve Viyana’daki Opera Binası’nın bir eşi olan Opera’sı ile Budapeşte diğer dünya kentlerine adeta atıfta bulunuyor. Batı kültürünün çok yönlü bir kesişmesinin izlerini taşıyor. Zincir Köprü’yü hiçbir ayrıntısını kaçırmamacasına izleyerek, Tuna’nın tatlı esintisi eşliğinde Buda tarafına doğru ilerliyoruz. 

Tepedeki Kraliyet Sarayı’na erişmek için iki farklı parkur var. Saray bahçesinin dolambaçlı patikaları ya da ahşap görünümlü nostaljik füniküler... Kale Tepesi olarak da adlandırılan Kraliyet Sarayı’nın bulunduğu tepe; Hristiyanlık tarihinde önemli bir yere sahip olan Matthias Kilisesi’ni ve Balıkçı Tabyası’nı da içine alıyor. İnşa tarihi 13. yüzyıla değin uzanan Saray, bugünkü Gotik tarzına ve büyüklüğüne Habsburglar döneminde ulaşmış. Sarayın içindeki Macar Ulusal Galerisi, dinsel içerikli Ortaçağ eserlerine olduğu kadar 20. yüzyıl yapıtlarına da yer vererek müze gezginlerini keşfe çağırıyor. Trinity Meydanı’nı geçince kendimizi yeni bir seyir balkonunda buluyoruz. Görebileceğiniz en büyük düğün pastası şeklindeki ilginç bir yapı olan Balıkçı Tabyası, Budapeşte’nin benzersiz bir manzara sunan noktalarından biri. Burası, Macaristan’ın en büyük binası olan Parlamento’nun da tüm uzunluğuyla görülebildiği tek açı olarak biliniyor. Balıkçı Tabyası’nın hemen arkasında da ismini Macarların en tanınan kralı Kral Matthias’tan alan Matthias Kilisesi bulunuyor. Kilisenin yapımı 1255-1269 yılları arasında sürdürülmüş ve 1471 yılında kiliseye Kral Matthias’ın adı verilmiş.


 Macar tarihi boyunca birçok taç giyme törenine mekan olan kilise, Osmanlı döneminde ise cami olarak kullanılmış. Avusturya Prensesi Sissi’nin 1867’de Macaristan Kraliçesi olurken gerçekleştirilen taç giyme töreni bu kilisede yapılmış. Yapı, 20. yüzyıl başlarında neogotik tarzla tekrar inşa edilmiş. Kahramanlar Meydanı’nın arkasındaki şehir parkının derinliklerine doğru ilerliyoruz. Patikaları takip ederek bir Ortaçağ şatosunun tüm özelliklerini sunan Vajdahunyad Şatosu’nun önüne geliyoruz. Bugün ilginç bir tarım müzesiyle öne çıkan şato, 19. yüzyılın sonlarında Macarların Karpatlara göçünün 1000. yılını kutlamak için bir sembol olarak inşa edilmiş. Doğa, tarih ve sanatın çok değerli örneklerle birleşerek eşsiz bir bütünlük sunduğu Budapeşte, Osmanlı zamanında inşa edilmiş kaplıcalarıyla da tam bir sağlık ve kültür şehri olma sıfatını hakediyor. Şehirde bin üç yüze yakın kaplıca bulunuyor.


 Vajdahunyad Şatosu’nun bulunduğu parkın gerilerindeki Szechenyi Kaplıcası bunlardan en bilindik olanı. Kaplıca, beş karışık kürün uygulandığı banyolarının yanısıra tarihi dokusunu koruyan yapılarıyla da dikkat çekiyor. 









 


 


 

 
 
 


Tarık TEKEŞ

Phasellus facilisis convallis metus, ut imperdiet augue auctor nec. Duis at velit id augue lobortis porta. Sed varius, enim accumsan aliquam tincidunt, tortor urna vulputate quam, eget finibus urna est in augue.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder